Emre Gökhan Vuran

Emre Gökhan Vuran

Pazar, 26 Temmuz 2020 02:15

Doğru Web Tasarımı Nasıl Yapılır?

İkinci dalgayı beklediğimiz kadar maalesef ekonomik krizin de pik yapmasını bekliyoruz. Çıkış yolları ararken özel sektör için web siteleri de artık daha da iş kurtarma aracı olarak görülmeye başlandı. Her noktadan ekonomik krizi aşmaya çalışan özel sektör bir yerlerde bir web sitelerinin var olduğunu hatırladı. Web siteleri olmayan iş sahipleri ise “artık herkes internette” sloganları ile bir hücum web sitesi yaptırmaya başladılar. Hemen ardından gelen ikinci hedef ise sosyal medya oldu. O sloganda ilkinden devşirme. Artık herkes sosyal medyada! O zaman size web sitesi yapımı ile ilgili naçizane bilgim ile birkaç işe yarayan püf noktayı vermek isterim. 

Bir web sitesi size nasıl para kazandırır?

Önce işe yarayan tabirini açıklayalım. Çok sayıda ilgili kişiyi size ulaştıran ve (buradaki ve bağlacı önemli)  işinizi o kişilere kaliteli gösteren web sitelerine işe yarayan web sitesi denir. Yani her gün binlerce kişiyi web sitesine çekmek yetmez, o kişilerin sizi ucuz iş yapan bir yer olarak değil kaliteli bir iş yeri olarak ta algılamasını da sağlayan web sitesi doğru yapılmış bir web sitesidir.

Hangi kriterlere göre web sitesi yaptırmalısınız?

Hemen olmaması gereken kriterler ile başlayalım. Günümüzde web sitesi bakmak ile yapmak arasında büyük fark vardır. Eskiden olsa sadece başka bir yerde görüp beğendiğiniz bir web sitesi ana kriterdi. Ama şimdi insanlar ne kadar çok web sitesi gezmiş olursa olsunlar yeni kriterleri bilmediği veya benimsemediği için onları başarısızlığa taşıyan pek çok hatalı karar alıyorlar. Web sitesi yaptırmak derken kuralları halen değişen ama giderek ticari başarı için daha bilinen ve katı hale gelen bir işten bahsettiğimizi anlamalısınız. Bu kuralları da arama motorları belirliyor. Daha çok ta Google belirliyor.

Ticari kazanç için yapılacak web sitesi, “arama motoru kriterlerine” daha açık yazarsak “Google arama sonuçları iyileştirme kriterlerine” göre yapılmalıdır. Siz bu kriterleri kısaca SEO olarak sıklıkla duymaktasınız. Fakat felsefesini anlamak ilk doğru adım olacak. SEO kriterleri yaygın olarak anlaşılan “Google’da yüksek sıraya çıkma kriterleri” değildir. Asıl olarak bir web sitesinin kalite kriterleridir. Google bu kuralları ilan ederken amacı, aslında web sitenizi kullanan bir kişinin web sitenizden memnun ayrılmasını sağlamaktır. Ne kadar başarılı olduğu çok tartışmalı da olsa Google’ın hedefi kaliteli sonuç ve web sitelerini ilk sıralarda göstermektir. Bu sebeple SEO kriterlerin felsefesini anlayıp uyarlayan web siteleri zaten işin sonucunda doğal olarak yüksek sırada yer alırlar.

Yani eskiden olduğu gibi estetik anlayışınız, görsel algınız ne kadar gelişmiş olursa olsun, web siteleri temel olarak arama motorlarının kriterlerine göre yapılması gerektiği için sizin görsel algı başarınızın ticari başarıda o kadar büyük payı olmayacağını da bilin. Ardından, vergi verilen ticari ve yasal bir sektörde faaliyet gösteriyorsanız bedava web siteleri sağlayan web sitelerinden de işi gerçekten bilmiyorsanız web sitesi yapmayın. Yine size yardımı yerine zararı olacak tavsiyeleri alacağınız bir diğer yer ise matbaa işlerinizi yapan kişilerdir. Bugüne kadar kartvizitinizi, dosyanızı ve kataloğunuzu basan işi sadece basım işi olan kişileri de asla işe dahil etmeyin. Çünkü daha tek web sitesi kurmamış üstelik web sitesinde grafik ve yazı olduğu için web sitelerini sadece basılı bir katalog olarak gören bir kurum veya kişiler web sitesi nasıl tasarlanır ve SEO uyumlu web nedir konusunda sizden de bilgisizlerdir. Üstelik bir çoğu yakın bir iş gördüklerinden sarsılmaz bir özgüvene sahiplerdir. Ve bilmediklerinin dahi farkında olmayabilirler. Bu kişilerin sizi yönlendirmelerine izin vermeyin. Bunun dışında web sitesi tasarım işinden uzak tutmanız gereken kişiler, SEO uyumlu siteyi “hileler ile Google sıralamalarında yükseltme” olarak görenler ve amcaoğlu, dayı kızı gibi unvanları ile es keza bir web sitesi yapmış olan yakınlardır.

Bir web sitesinin kalitesini ne belirler? Ne yükseltir?

Bu durumda web sitenizi nasıl yapacaksınız? Veya yaptıracaksınız? Temel olarak iki kuralı dikkate alın. Birincisi, Google için önemli olan insanların siteyi sevip sevmediğidir. Bu kuralı söylemek kolay uygulaması zordur. Sitenizdeki içerikler yazım dili olarak özgün ve dolu dolu olmalıdır. Siteniz merak uyandıran ve yararlı bilgiler içermelidir. Kullanıcıları site de uzun zaman geçirmeye teşvik etmelidir. Ve başka siteler de sitenizi yararlı bulup link vermelidir. İkincisi kural ise site kullanışlı olmalıdır. Aranılan bilgi kolay bulunmalı ve insanlar sitede kaybolmamalıdır. Temel olarak bu iki kriterde o sitenin özgün içerikler ile dolu olması ile sağlanır. Sonuç olarak bilinilirlik ve kullanışlılık bir web sitesine yüksek ziyaretçi trafiği sağlar. Bunlar ideal olan SEO uyumunun da temelidir.

Elbette genlerimize uygun olarak web sitelerine fazla uğraşmadan hızlı ve kolay şekilde yüksek ziyaretçi trafiği sağlamak isteriz. İlk olarak reklamlar veririz. Sonra bu SEO kriterlerinin yanlarından dolaşmaya çalışırız. Dayanamaz birkaç hileye başvururuz. Başarı yine mümkündür. Çünkü doğru şekilde işini yapan bir avuç web sitesinin olduğu yerde yan yolları deneyen sitelerin de başarılı olarak gözükmesi gayet doğaldır. Fakat asıl ve kalıcı başarı bir web sitesinin kullanıcılara doğru ve özgün bilgiyi ulaştırmasıdır.

Bu durumda müşteri getiren bir web sitesi yapmak, yaptırmak istiyorsanız asıl öğe sizsiniz. Tasarımcı ve yapımcılar değil. Web sitesi yaptırıyorsanız anladığınız gibi bir web sitesini başarıya taşıyan ticari sır o web sitesindeki özgün, çalınmamış yararlı bilgilerdir. Her gün web sitenize birer ikişer işinizi, ürünlerinizi veya hizmetlerinizi anlatan “özgün” yazılar yazın. Yada güzel videolar çekin, web sitenizden yayınlayın. Her güzel yazı, her yararlı video size katlanarak müşteri getiren birer çalışana dönüşecektir.  Bu bilgiyi biliyorsanız, bu pandemi de işimiz yok demeyin. Klavyesi olan bir cihaz bulun ve işinizi anlatan yazılara başlayın. Sağlıklı, bol kazançlı günler dilerim.

Pazar, 19 Temmuz 2020 00:57

Twitter Nasıl Hacklendi?

Bu hafta Twitter, tarihinin en büyük hack olayını yaşadı. Dünyanın etkili kişilerine ait hesapların birçoğu hackerların eline geçti. Ele geçirdikleri hesapları düşününce bana göre çok insaflı bir hackti. Hackerlar bu açığı neyse ki sadece kendilerine biraz para kazanmak için kullandı. Hackerlar, bu etkili kişilerin hesapları üzerinden, bitcoin isteği dışında çok daha farklı mesajlar atıp tüm dünyayı birbirine katabilirlerdi. Ayrıca işin boyutunun çok büyük olması sebebi ile olay hemen anlaşıldı. Ama sadece birkaç hesapta sahte mesajlar yayınlansaydı, hesap sahibinin Twitter teknik desteğine ulaşıncaya kadar o hesaplar uzun zaman türlü belalara yol açabilirdi. Ne mi olabilirdi? Örneğin bir milyarderin hesabından borsa manipülasyonu için mesajlar yayınlayıp şirketleri batırabilir veya büyük bir vurgun yapabilirlerdir. Sahte bir satın alma veya iflas duyurusunun bir şirketin hisselerini nasıl çalkalayacağını düşünün. Ya da hesap sahibinin uygunsuz fotomontaj resimlerinin bu hesaplardan paylaşıldığını ve ortaya çıkacak rezaleti düşünün. Devlet başkanlarının birçoğu en önemli mesajlarını Twitter’dan vermeye bu kadar hevesli iken hesabı ele geçiren kişi veya kişilerin başka bir devlete savaş ilan etmediğine dua etmek gerek.

 

Peki Twitter nasıl böylesine büyük çaplı şekilde hacklenebildi? Aslında cevap basit. Düşünürseniz bana hak vereceksiniz, tüm hack olaylarında yazılımlar değil insanlar hacklenir. İnsanların yaptıkları ihmaller ve hatalar yüzünden yazılımlara sızılır veya zarar verilir. Bu tür büyük çaplı ve önemli sızmaların arkasında da çoğunlukla insan ihmali vardır. Koruma yazılımları, güvenlik duvarları daha da sofistike olmaya başlasa da onları yazan ve kullananlar hala insan olduğu sürece bu olaylar bitmez. Hatta daha büyük olayları duymaya hazır olun. Çünkü yazılım üretme ve kullanmadaki alışkanlıklar değişmedikçe daha büyük hack olayları da kesinlikle kaçınılmaz olacak.

 

Detaylara gelirsek, hack olaylarının da temel olarak iki nedeni var. Birinci neden, tüm dünyada yazılım test mühendisliğine gerekli önemin verilmemesidir. Yazılım test mühendisliği nedir? Her tür yazılım sahaya sürülmeden önce güvenlik, işlevsellik ve kullanım deneyimi testlerinden geçirilmesi gerekir. Bu çalışmaları aşı geliştirme çalışmaları gibi düşünebilirsiniz. Aşama aşama ilerlemeli ve yazılım daha gerçek hayatta kullanılmadan önce yapılmalıdır.

 

Yazılımcılar temel işleve odaklanmaya meyillidir. Deneyimime göre %90 çalışan bir şey yazılımcı için %100 çalışıyordur. Zaten iş yoğunluğu ve taleplerin baskısı nedeni ile her aşamayı test edecek vakitte yoktur. Üstelik yazılımı yapanlar ile testi yapanlar da genellikle aynı kişilerdir. Bu da hataların ortaya konmasının önündeki en büyük engeldir. Genel mantık ise kullanıcıların geri bildirimlerine göre yazılım sorunlarını gidermektir.  Bilişim dünyasında bir nevi “kervanı yolda düzeltmek” düşüncesi yaygındır. Genellikle de kullanıcılardan geri bildirimler gelse dahi yazılımcılar bunların çoğunu artık düzeltemeyecek durumda olduklarından veya önemsiz bulduğundan birçok yazılım yıllar boyu insanları kullanırken deli etmeye devam eder. Ancak bu detaylar sadece kullanıcıyı deli eden bir hata değillerdir. Aynı zamanda daha büyük bir açığın öncüsüdür.

 

İkinci temel hack nedeni ise yazılım üretenlerin ve sofistike yazılımları kullanan yetkili personelin zamanla da artan, kendilerine olan aşırı özgüvenidir. Bilişim işi ile geçen süre arttıkça süper ego daha çok devreye girer. Zamanla alınan sorumluluklar da büyür. Ve sorumluluk ne kadar büyük olursa kontrol edilecek noktaların sayısı daha da arttığından yazılan yazılıma “birim özen” de o derece azalır. Hatta kişisel özen dahi azalır. Misal, binlerce satır kod yazabilen kişilerin kendi kişisel bilgisayarına hacklenme tehlikesini bilmelerine rağmen kaçak virüs programı kurduğunu defalarca gördüm.

 

İlave olarak bilişim işi ile uğraşan herkes (ben dahil) günde binlerce mail aldıklarından dolayı da mail üzerinden şifre kaptırma gibi basit tuzaklara da sıradan insanlardan dahi daha rahat düşebilmektedirler. Twitter’ın bu son olayında da yetkili bir veya birkaç personelin şifrelerinin bu şekilde mail üzerinden yapılan bir “pishing çalışması” ile çalınmış olabileceği konusunda fikir birliği oluşmaya başladı.

 

Bu tür durumların önüne geçilebilmesi için yapılacaklar her ne kadar uygulaması imkansız kabul edilse de belli. Birincisi, yazılımları her açıdan ve her kullanıcı seviyesinde denetleyecek işleri sadece bu olan test uzmanlarına gerekli önem verilmeli. Sürekli büyüyen bir yazılım dünyası içinde, test mühendisliği, yazılım firmalarının sürekli kaynak kıstıkları bir alan olmamalı.

 

İkincisi olarak ta yazılımları kullanan kişilerin, kişisel veri güvenliğine ne kadar ve nasıl önem verdikleri sürekli denetimler ile denetlenmeli.

 

Tekrar vurgulamak istiyorum. Yazılım hacklenmiyor, ihmal ve yanlışlar yapan insan hackleniyor!

İzmir'de hizmet veren Halil Alper Dinçer yönetimindeki İzmir Bobi Pozitif Köpek Eğitimi Merkezi web sitesi.

www.bobikoleji.com

Pazar, 09 Şubat 2020 04:15

Teknoloji Fazla mı Olmaya Başladı?

İnsan bedeni 20. yüzyıl ile beraber en zorlu sınavını vermeye başladı. 20. yüzyıla kadar gelişmeler insanın sadece fiziksel dayanıklılığını zorlayan zamanlardı. Fakat 20. yüzyılda başlayan teknoloji devrimi, 21. yüzyılda ivme alarak, sadece insan bedeninin sınırlarını değil akıl sağlığını da zorlamaya başladı. Bu konu ile ilgili tanıdığım herkesin dilinde tek bir klişe var. “Teknolojinin hızına yetişemiyoruz”. Peki ama bu teknoloji hani hayatımızı kolaylaştıracaktı? İnsan beyni gerçekten teknolojiye yetişemiyor mu?

Kısa bir anket yapalım. Gün içinde karşılaşırsanız sizi en çok deliye çeviren üç madde sayın desem? Hayır bu üç içine kesinlikle ekonomi, siyaset girmeyecek. Onlar bizi sürekli deli eden maddeler. Ben aniden deli edecek sorunları soruyorum. O zaman ilk üçü mutlaka teknoloji ile ilgili maddeler dolduracaktır. Misal işe yetişmeniz gerekirken trafik kilitlense? Ya da cep telefonunuz aniden kapansa? Hadi daha da işi kötüleştirelim. Ya internetiniz kesilse? Bunlar en mutlu insanın bile sinir sistemini saniye de alt üst etmeye yeten olaylar değil mi?

Kabul edelim teknolojiye karşı hem bağımlı ve hem çaresiziz. İlave olarak, teknolojinin gidişatının dünyanın durumunu iyileştireceği yerde daha da kötüye götürdüğünü düşünen kişi sayısı da giderek artıyor. Ve ciddi olarak teknolojinin durdurulmasının gerekliliğini tartışmaya açmaya çalışıyorlar.

Gerçekten istesek dahi teknoloji gelişimini durdurabilir miyiz? Dünyanın tamamının bir anda teknolojiden vazgeçmeyeceği açık değil mi? Elbette nüfusun büyük bir bölümü teknolojiyi kullanmaktan vazgeçmeyecek.

Ancak aramızda yaşayan bir kısım ise giderek teknolojiden kaçmaya başladı. Bunu isteyerek te yapmıyor. Vücutları teknolojiye alerji geliştirmeye başladı. En basit teknoloji sorunlarına bile çözüm getirmemek için akılları sorunlardan kaçmaya başladı. Fişi takılmadı diye çalışmayan bir yazıcı için hemen teknik destek arayan iş arkadaşlarınız olmadı mı? Ya da televizyonun kumandası ile boğuşan anne babalarınızın durumu ne olacak? Üstelik bunlar çok ama çok basit sorunlar. Yine farkındasınızdır. Mühendislik ve teknik konularda yardım isteyebileceğiniz kalifiye elemanlar her geçen sene çevrenizden daha da azalmıyor mu? Ama teknolojinin yarattığı sorunlar ise her geçen gün daha fazla artıyor. Her geçen gün çok daha az kişi teknoloji ile ilgili sorun çözen hizmetlerde çalışmak istiyor. Bir diğer göstergede her geçen sene üniversitelerin sosyal bilimler enstitüleri giderek daha kalabalıklaşırken fen bilimleri enstitüleri çok cazip burslar ile yetiştirecek öğrenci aramaya çalışıyorlar.

Elbette eğitim sistemimizin son senelerde bu işe çanak tutmak için devşirilmesi de durumu daha da vahim hale getirdi. Fen bilimleri ile ilgilenmeyi neredeyse kabahat haline getiren bir eğitim sistemi yeni nesildeki teknoloji ile ilgilenme korkusuna iyi gelmiyor.

Teknoloji geliştirmeyi ve teknoloji ile ilgili sorunlar ile ilgilenmeyi imkansız hale getiren pek çok başka neden de sayabilirim. Ama şimdi çözümlerden bahsetme zamanı.

Önce şu tıp gerçeği ile başlayalım. İnsan beyni yaş ilerledikçe gelişmeyi sürdürebilen tek organdır. Alzheimer veya Parkinson gibi bir hastalığa yakalanmadığınız sürece insan beyni sürekli olarak hücreler arası sinir bağlantıları geliştirerek gelişmeye devam ediyor. Yani benden geçti, eskiden kafam alıyordu ama şimdi yapamıyorum sözü temelde sadece psikolojik. Beyniniz sizi sağlık olarak yarı yolda bırakmadıysa her daim yeni bir problemi çözmek için daha hazır bir şekilde kullanılmayı bekliyor. Elbette yeni problemler ile onu dinç tutmazsanız o da yeni sinir bağlantıları oluşturmuyor, hatta eski sinir bağlantılarını da kapatıyor. Yaş aldıkça yeni problemler karşısında zayıf kalmanızın sebebi de bu. Bu tıbbi bilimsel gerçekleri bildiğimize göre teknoloji ile karşılaştığınız her problemde o problemi kendiniz çözmek yerine başkasına devrederseniz yaş ilerledikçe teknolojiye olan alerjinizin daha da kötüye gideceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Böyle biri iseniz daha kötü haber şu, teknolojinin gelişiminde herhangi bir yavaşlama emaresi yok. Hatta her geçen gün daha da çetrefilleşeceği muhakkak. O yüzden yaşınız kaç olursa olsun bilgisayar donanımları, yazılımlar ve diğer teknolojik cihazlar ile biran önce genel kültür seviyesinde dahi olsa ilgilenmeniz hayatınızın geri kalanını rahat geçirmeniz için mutlak şart. Şimdi “benim kafam almıyor” bahanesini bırakın ve ilk olarak interneti sadece gazete okumak için değil kendinizi geliştirmek için kullanmaya başlayın.

 

 

Pazar, 02 Şubat 2020 11:00

Web Sitesi Çöplüğü Türkiye

Internet dolu dizgin hayatımıza girerken ne kadar da heyecanlıydık. Her firma hatta kişi web sitesi yaptırmak için yanıp tutuşurdu. Şimdi ise web sitesi algısı çok garip bir yere doğru sürüklendi. Elbette çok başarılı işler halen var. Genelde de büyük markaların siteleri, birkaç online satış sitesi iyi durumdalar. Ancak küçük ve orta ölçek birçok firmanın web sitelerinin durumu bir “garip”. Web sitelerinin geneline bakınca sanal bir “mad max” dünyası yaşıyor gibiyiz. Birçok firmanın kırık dökük web siteleri Türkiye’nin internetini doldurdu. Kimi site eski, kimi yenilenmeye çalışmış ama kesin bir başarısızlık olmuş, kimi kullanılan temalardan gelen “lorem ipsum” doldurma yazılarını bile temizlemeye üşenmiş. Peki ne oldu da web sitesi yapmayı başaramadık, başaramıyoruz?

Sorunlar katmanlı ama temelinde iş yapma felsefemiz var. Bu felsefenin de birkaç büyük problemi var. Bu problemin ilki şu, Türkler olarak bilmediğimiz bir işe başlarken detaylı düşünmüyoruz. Ne kadar sürer bu yüzden tam hesaplayamıyoruz. Önyargılara ve kulaktan dolma bilgilere dayalı kesinlikle imkansız süreler belirliyoruz. O süre bir gün bile aşılsa o işi başarısız kabul edilip vazgeçiyoruz. İkincisi uzun vadeli planlar doğru dahi yapılsa sabrımız kesinlikle yok. Bizim için bir iş uzun sürecekse zaten yapılmamalıdır. Üçüncüsü ise “mış” gibi işleri “yapılmış” işler ile aynı kefeye koyuyoruz. Yap “mış” gibi olmak ile “yapmak” bizim için aynı. Nasreddin Hoca bu durumu birkaç kelime ile özetlemişti. “Dostlar alışverişte görsün”.

Bu üç sebepten dolayı başlarken detaylı plan gerektiren, bu detaylı planlar için maliyette gerektiren, sürekli geliştirmeler ile başarı sağlanacak web sitesi yapım işini beceremedik. O sebeple herkes kandıracağı kişi kendisi dahi olsa bir süreden sonra yapmayı zor bulduğu için yap “mış” gibi göstermeyi tercih etti. İşe yaramayan işi boş siteler etrafımızı sardı.

Diğer büyük problem ise eğitim sistemi oldu. Su gibi bir ihtiyaç haline gelmiş “web sitesi yaptırmak” için kimseyi yetiştirmedik. Öncelikle üniversitelerde web sitesi yapım işi o kadar hor görüldü ve görülüyor ki birkaç istisna haricinde bırakın böyle bir bölüm açılmasını, müfredata bile “web tasarım” diye bir ders konulmadı. Her anabilim dalı bu görevi birbirine salladı. Önce Güzel Sanatlar’a web tasarım konulsun dendi, sonra ise bu Bilgisayar Mühendisliği’nin işi dendi. Sonuçta geldiğimiz nokta içeriği belli olmayan bir iki ders dışında ortada öksüz duran eğitimi üniversitelerde verilmeyen koca bir iş sahası kaldı. Bilin ki üniversitelerde Sümer Tarihi’nin eğitimi verilir ama web tasarım eğitimi verilmez.

Niye mi? Çünkü Türkler önce asker sonra web tasarımcı olarak doğar. Her bir Türk potansiyel web tasarımcıdır.  Hayretle bu bakış açısının yaklaşık 20 senedir değişmesini bekliyorum. Ama bırakın değişmeyi giderek kötüye gitmeye başladı. Kimsenin asıl işi web tasarım değil. Çok karışık bir iş ama sorsanız herkes uzman seviyesinde her şeyi biliyor. Ortaya çıkan facia websiteleri için de hemen hepsinde aynı bahane de hazır. “Ben biliyorum ama uğraşmadım”. Hayır bilmiyorsunuz. Bir yerden hazır tema indirebiliyor olmanız sizi web tasarımcı yapmaz. Herkes her gün çok “duvar” görüyor ama artık bu kadar duvar gördüm “bende bir duvar ustasıyım” demiyor, değil mi?

Sonuçta ne oldu? Ortada çok büyük bir web sitesi yaptırma talebi olmasına karşın, bunu sağlayabilecek yeterli ve kalitede web tasarımcı yetişmedi. Olanlara da “bu çok basit iş” ben bile yaparım algısını kıramadığımız için para da vermiyoruz. Üstelik web tasarım işinin firma kapanana kadar her gün geliştirilmesi gereken bir iş olduğunu hala kabul etmiyoruz.

Türkiye 20 sene önce web tasarım yaptırma konusunda en azından daha heyecan hisseden bir yerdi. Şimdi ise o heyecanı da kaybetti. Web tasarımı, birkaç hazır paket satmak isteyen yurtiçi ve yurtdışı firmaların da katkısı ile karışık, gerçek uzmanlık gerektiren, ticarette para kazanılması için mutlak şart, büyük teknoloji gelişmelerinin yaşandığı saha olmasına karşın ülkemizde tuhaf bir şekilde hor görülen, “yaparız bir ara” denilen, iş sektörü haline geldi. Bu kör bakış açısı ile önyargımızı değiştiremeyince web sitelerinde de vazgeçtik. Şimdi bir firmanın web sitesine girip işe yarar bilgi bulunca şanslı hissediyorsanız nedenleri bunlardır. Paylaşmak istedim.     

Verilere göre Google Arama’nın büyük bir rakibi var. Youtube. Youtube’u şimdiden dünyanın en büyük ikinci arama motoru ilan etti. Google yetkilileri bu gelişmenin üzerine konuşmaktan oldukça da hoşnut. Elbette bazı noktalarda rakamlar abartı bulunsa da Youtube’un gerçekten etkisi muazzam. Rakamsal olarak tartışmalar olsa da Youtube’un çok yakın bir gelecekte arama motorları dünyasında Google Arama’nın ilk sırasını alabileceğini söyleniyor. Temeli metin içi arama üzerine dayalı olan Google Arama yine kendi çatısı altındaki bir markaya tahtını kaybetmek üzere mi? Üstelik görünüşe göre Google bunu kendi eliyle hızlandırmak için oldukça yoğun uğraşıyor.

Ancak gelişmelere bakınca durum tam olarak öyle değil. Gelişen teknolojileri yakından izlersek Google Arama’nın da video içeriklerinde tam olarak ne olup olmadığını anlayacak bir şekilde evrimleştiğini öngörebiliriz. Yani ileride Google Arama, Youtube ile iyice kaynaşıp, yeni bir arama motoruna doğru evrimleşecek gibi gözüküyor.

Gelin hayatımızı yeniden şekillendirecek bu yeni gelişmelere bakalım.

İlk olarak, insanların değişen alışkanlıkları arama yapmanın şeklini ve mecrasını da değiştirmeye başladı. Merak edilen bir konuyu yazılı metinlerden okumak yerine görsel bir şekilde izlemek ve dinlemek insanların çok daha kolayına giden bir durum yarattı. Google’ın video içerik üreticilerini sürekli desteklemesi de her türlü içerik için binlerce video üretilmesinin önünü açtı. İçerik tanımı video içerikleri kapsayacak şekilde genişledi. Google’da Google Arama içinde hem sonuçlar bölümünde hem video sekmesi içinde bu yeni içeriklere insanların daha kolay ulaşmasını sağladı.

Google Adsence, yani reklam verenlerin paralarını içerik üreticileri ile paylaştığı yerin etkinliği Youtube için arttırıldı. Bir video içinde reklam gösterilmesi ile kazanılan para bir site içinde reklam gösterilmesi ile kazanılan paranın birkaç katı olması, tüm Gmail hesabı olan içerik üreticilerinin birer kanal açmasına yol açtı. Maalesef bu destek, berbat Youtuber’ları da hayatımıza kattı.

Fakat Youtube’ın Google Arama’nın önüne geçmesinde ise büyük bir engeller vardı. Bu engelleri kaldırmak içinde Google büyük çalışmalar yapıyor. İlk olarak, YouTube ve Google Arama video içeriğine metinden farklı bakar. Google Arama metin için tüm içerik içinde hareket eder. Metin içeriğinin yaratıcıları, Google’a yardımcı olan anahtar kelimeleri ve içerik bitlerini belirli kurallar ile metne yerleştirir. Video için ise Google videoda ne olduğunu ön göremez. Video başlığına, açıklamaya ve anahtar kelimelere güvenmek zorundadır. Sonuç olarak, videonuzu yayınladığınızda, arama motoruna bağlanmak için 25 ila 50 kelimeniz olur. Bu durumda Youtube, içeriğin değerli olup olmadığını izlenme oranlarından tespit etmeye çalışır. İçeriğin kalitesini ölçmek için kullanılan bu yöntem kullanıcı davranışı üzerine kurulu olduğundan ne kadar sağlıklı bilgiyi önümüze sunduğu tartışmalıdır.

Ancak ilerleyen iki teknoloji bu problemi tarih yapabilir. Birincisi sesi metne çeviren teknolojilerin gelişmesi, ikincisi ise diller arası tercümede yapay zekanın giderek daha başarılı olması, video kalitesini anlama sorununun giderek aşılacağını gösteriyor. Bu gelişmeler bu hızla devam ederse, yakın zamanda bir videonun içeriğinin tam olarak neden bahsettiğini, Google Arama’nın yapay zekası öngörmeye başlayacak. Bu da geleneksel Google Arama’nın Youtube içeriklerini birer metin gibi okuyabileceği anlamına gelecek. Elbette Google’ın önünde aşması gereken çok uzun bir yol var. Öncelikle dil farkları, şive farkları, ses ile müziğin ayrımı gibi birçok problem sıra sıra duruyor. Ancak mottosu kullanıcıya kaliteli içeriği getiriyoruz olan bir firmanın eninde sonunda videolar için sadece izlenme oranları ya da video üreticilerinin anahtar kelimelerine bağlı kalamayacaktır.

Bu gelişmelere bakıldığında Google Arama ile Youtube’un aramasının uzak olmayan bir zamanda birleştirilebileceğini kehanetini ortaya atmakta bir sakınca görmüyorum. Bu değişim özellikle Google aramalarında ilk sıralarda yer almak için uzun uğraşlar veren web sitesi sahiplerini ve SEO uzmanlarını etkileyecek bir gelişme olacaktır. Anlaşılan o ki artık Google sıralamalarında ilk sıralarda yer almak için oluşturulan özgün içeriklerin kapsamı genişleyecek. İlk sıraları almak için kaliteli ve özgün video içerik oluşturmakta web sitesi ve SEO uzmanlarının temel problemlerinden biri haline gelecek.

Salı, 17 Aralık 2019 03:12

Op. Dr. Ozan Ganiüsmen

Beyin ve Sinir Cerrahisi üzerine uzman doktorumuz Op. Dr. Ozan Ganiüsmen adına web sitesi hazırladık ve geliştirmeye devam ediyoruz.

www.drozanganiusmen.com

Salı, 17 Aralık 2019 03:06

EmlakSitem.Com

Emlak ilan siteleri içinde ilk beşte yer alan EmlakSitem.Com sitesi için SEO danışmanlığı, makale yazarlığı ve video çekimleri yapmaktayız.

www.emlaksitem.com

Salı, 17 Aralık 2019 02:52

MarkaTur

İstanbul kökenli Hac, Umre seyehatleri için tur organizasyonları düzenleyen ve profesyonel seyahat, otel ve danışmanlık hizmeti sağlayan müşterimiz için SEO danışmanlığı yapmaktayız.

www.markatur.com.tr

Salı, 17 Aralık 2019 02:39

9 Eylül Gazetesi

9 Eylül Gazetesi, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Derneğine ait iktisadi işletmeye ait cemiyetin kendi gazetesidir. Hem yazılı basın hem internet ortamında yayın hayatını sürdüren İzmir'in güzide gazetesine SEO hizmeti ve SEO makale desteği vermekteyiz. Ayrıca gazete için haftalık yazılar ve özel haberler hazırlamaktayız.
 
Page 1 of 11