Zamanda geriye bakmak

Söylendiğinde çok havalı bir bilim-kurgu cümle de olsa “zamanda geriye bakma” eylemi aslında her insanın her gece yapabildiği sıradan bir olaydır. Diğer galaksi ve yıldızlardan Dünya’nın gökkubesine ulaşan ışıkların oluşturduğu görüntülerin bazıları aslında milyarlarca yıl önce yola çıkmış ama gözümüze yeni ulaşabilmiş görüntülerdir. Biz önemsiz bir iş gibi her bulutsuz ve açık gecede kafamızı göğe kaldırdığımız anda “zamanda geriye” bakıyoruz.

Şimdi insanlık bu geçmişi ve zamanın akışını görme eylemini çok daha net yapabiliyor. NASA kullanım ömrü dolmak üzere olan Hubble uzay teleskobu yerini alması için uzaya gönderdiği James Webb Uzay Teleskobu’ndan nihayet ilk görüntüleri elde etti. James Webb Uzay Teleskobu'nun inşası 30 yıl sürdü ve 10 milyar dolardan fazla bir bedele mal oldu. İlk görüntüleri sağlamadan önce Dünya çevresinde 1,5 milyon kilometreden fazla uçtu. Ve şimdi nihayet bir dizi görüntü ile tüm bu çalışmalara değdiğini gösteren gücünü kanıtladı.

İlk görüntüleri ABD Başkanı Biden orta ölçek bir şov ile tüm Dünya ile paylaştı. NASA’da çalışan bilim insanları, 30 sene önce, ilk uzay teleskobu Hubble’dan ilk görüntüleri aldığında Hubble’ın bozuk mercekleri yüzünden büyük hayal kırıklığı yaşamıştı. Sonrasında neredeyse proje bedeli kadar para daha verilerek bozuk mercekler uzayda yapılan büyük bir operasyonla deyim yerindeyse teleskoba “bir gözlük takılarak” düzeltilmişti. Sanırım bu derin korku yüzünden de olsa gerek Webb’in ilk görüntülerinin bu kadar net ve umulandan daha ayrıntılı olarak ulaşması NASA astronomlarını çok daha fazla sevindirdi ve heyecanlandırdı. Gerçeği söylemek gerekirse birazda bilgi eksikliğinden olsa gerek, net veya değil, bu fotoğrafları gören biz sıradan ölümlüler, astronomların bu heyecanını pek paylaşmadık. Sanırım çoğumuz teleskobun özelliklerini detaylı öğrensek de bilim insanlarının bu yoğun coşkusunu ancak teleskop, Dünya’yı ortalamış gelen 50 km’lik bir göktaşının görüntüsünü çekerse paylaşabileceğiz.

Peki neden bu teleskop kısaca diğer tüm teleskoplardan çok daha özel? Öncelikle bu bir uzay teleskobu ve uzaya bakarken Dünya’da yerleşik teleskopların yaşadığı göğe bakarken gökyüzünün doğal engellerini aşma sorununu yaşamıyor. Ayrıca selefi Hubble’a göre bu teleskobun çok daha gelişmiş bir algısı var. Webb öncelikle kızılötesinde gözlem yapabiliyor. Teleskop, astronomik nesnelerin görüntülerini ve spektrumlarını yakalamak için dört ultra hassas bilim cihazına sahip. Bu cihazlar, 0,6 ila 28 mikrometre (veya mikron) arasında dalga boyunda görüntüleri oluşturabiliyor. Elektromanyetik spektrumun kızılötesi kısmı yaklaşık 0.75 mikrondan birkaç 100 mikrona kadardır. Bu, Webb'in cihazlarının öncelikle elektromanyetik spektrumun kızılötesi aralıkta (özellikle kırmızı ve görünür spektrumun sarı kısmına kadar) yeterli miktar yetenekle çalışacağı anlamına geliyor. Hubble'daki cihazlar, kızılötesi spektrumun ancak 0,8 ila 2,5 mikron arasındaki küçük bir bölümünü gözlemleyebiliyordu. Yetenekleri ultraviyole idi ve o spektrumun da 0,1 ila 0,8 mikron arasındaki kısımlarıydı. Kızılötesi gözlem kabiliyeti astronomi için çok önemli. Çünkü yeni oluşan yıldızlar ve gezegenler, görünür ışığı emen toz kozalarının arkasına gizlenmiş durumdalar. Aynı şey galaksimizin tam merkezi için de geçerli. Ancak bu bölgelerden yayılan kızılötesi ışık, bu toz örtüsünü delebiliyor ve içeridekileri tüm netliği ile verebiliyor. Yani Webb’in görüntüleri bu yüzden oldukça renkli birer tablo gibiler. Ve bizler için hoş bir manzara olarak görülen bu görüntüler, görüntüyü oluşturan nesnelerin element element içeriğinin de tespit edilmesini sağlayan farklı spektrumlar barındırıyor. İşte bu yüzden bu net ve renkli görüntüler için astronomlar altın madeni bulmuş fakir gibi heyecanlılar. Bilim insanları için evren artık kalın toz bulutları arasında bilinmez bir gizem olmaktan çok her mikronu çözülmeyi bekleyen bir bulmaca haline dönüyor.

Ve ilk görsellerden çıkan aceleci sonuçlara göre de görsel haline getirilen bölgeler düşünüldüğünden bol miktarda hidrojen ve oksijene sahip gözüküyor. Bu da yeni yaşam olasılıklarının tahmin edilenden çok olabileceği inancını arttırıyor. Bunun yanında fizikçiler de uzay-zaman bükülmesini ilk defa bu kadar net şekilde karşılarında görüyorlar. Görüntü merkezlerinde sanki yanlış çekilmiş gibi olan ışık kaymalarının aslında ışığın kütlesel çekimden etkilenmesi olarak açıklanıyor. Bilim insanları için yüzyıllarca oluşturulan fizik ve matematik teorilerinin bu kadar net olarak elle tutulabilen bir görsele dönüş olması en hafif kelime ile muhteşem olsa gerek. Artık uzay tozunun içindekilerini ve fizik yasalarını fotoğraflar ile görebildiğimize göre insanlık evreni öğrenmeye daha yeni başlıyor diyebiliriz. Sağlıklı günler dilerim.  

Okunma 27 defa